İçeriğe geç

Hacıbektaş’ın kaç köyü var ?

Hacıbektaş’ın kaç köyü var? diye düşünürken kendimi İzmir sokaklarında bulmam

Bazen en basit sorular insanı en garip yerlere götürüyor. Mesela “Hacıbektaş’ın kaç köyü var?” sorusu… Normalde bir Google aramasıyla kapanması gereken konu. Ama bende işler öyle yürümüyor.

İzmir’de 25 yaşında biriyim. Günlük hayatım genelde Karşıyaka’da bir kafede oturup “bugün ciddi olacağım” diye başlayıp 10 dakika sonra arkadaş grubunda saçma sapan esprilerle dağılan bir düzende ilerliyor. Ama ne zaman böyle coğrafi, tarihsel bir soru görsem beynim küçük bir tatil yapıyor.

“Kaç köyü var?”

İç sesim:

— “Kanka sen önce kendi hayatında kaç köy dolaştın onu söyle.”

Ve işte böyle başlıyor.

Hacıbektaş’ın kaç köyü var? sorusuyla başlayan gereksiz derin düşünme hali

Bir gün arkadaş grubunda biri WhatsApp’tan yazdı:

— “Hacıbektaş’ın kaç köyü var bilen var mı?”

Ben de klasik ben:

— “Köy sayısı mı? Ben daha kendi evimin anahtar sayısını bilmiyorum.”

Sessizlik.

Ardından bir arkadaşım:

— “Sen niye her şeyi şakaya vuruyorsun ya?”

İşte o an içimden şu geçti:

“Ben şaka yapmıyorum, ben hayatta kalıyorum.”

Çünkü ciddi cevap vermeye kalksam Google’a bakacağım. Ama ben o an sanki köy sayısını bilince hayatım çözülecekmiş gibi davranıyorum.

İzmirli biri olarak köy kavramıyla ilişkim

İzmir’de büyüyen biri olarak köy kelimesi benim zihnimde biraz romantik biraz da Netflix belgeseli gibi bir şey.

Gerçek köy görmüşlüğüm var mı? Var. Ama çocukken yaz tatilinde “anneanne ziyareti = köy deneyimi” seviyesinde.

O yüzden “Hacıbektaş’ın kaç köyü var?” sorusu bana sorulunca beynim şöyle yapıyor:

— “Köy mü? O şey traktör olan yer mi? Yoksa internet çekmeyen şehir dışı mı?”

Kendi kendime gülerken fark ediyorum ki aslında konu köy sayısı değil, benim bilgiyle ilişkim.

Köy sayısı araştırması sırasında yaşadığım iç kriz

Bir gün dedim ki:

— “Tamam, bu sefer ciddiyim. Öğreneceğim.”

Telefonu açtım, aramaya yazdım:

“Hacıbektaş’ın kaç köyü var?”

Tam o anda arkadaşım yanımda:

— “Ne yapıyorsun?”

— “Köy sayısı öğreniyorum.”

— “Niye?”

İşte orada kitlendim.

Gerçekten niye?

Bunu açıklayamadım. Çünkü cevap şu olamaz:

— “Kanka hayatım rayına girsin diye 12 köy mü, 18 köy mü öğrenmem lazım.”

Ama içimde bir ses var:

— “Belki de öğrenirsen hayatın çözülür.”

Köy sayısı öğrenince hiçbir şeyin çözülmemesi gerçeği

Sonunda öğrendim (evet araştırdım, çünkü merak kötü bir şey değil, sadece kontrolsüz bir şey):

Hacıbektaş ilçesinin köy sayısı zaman içinde idari değişikliklere göre değişmiş bir yapı. Yani sabit, değişmez bir “şu kadar köy var” durumu yok.

Bunu öğrenince ne oldu biliyor musun?

Hiçbir şey.

Ama içimde küçük bir hayal kırıklığı:

— “Ben sanıyordum ki 12 köy öğrenince Excel hayat planım açılacak…”

Arkadaş ortamında Hacıbektaş’ın kaç köyü var? testi

Bizim arkadaş grubunda bir dönem “anlık bilgi testleri” diye bir şey başladı. Saçma ama eğlenceli.

Biri soruyor:

— “Hacıbektaş’ın kaç köyü var?”

Diğeri:

— “Abi ben İzmirliyim, bizde en fazla mahalle var.”

Ben:

— “Köy sayısını bilmiyorum ama köy hissiyatını %70 anlıyorum.”

Bu cümle tamamen uydurma ama alkış aldı. Neden? Çünkü kimse bilmiyor ama herkes biliyormuş gibi yapıyor.

Köy sayısı bilmeyen insan sendromu

Şunu fark ettim:

Hayatta bazı bilgiler var ki bilmemen sosyal statünü etkilemiyor ama bilmiyor olmak seni düşünmeye zorluyor.

Mesela:

— Hacıbektaş’ın kaç köyü var?

— Mars’ta su var mı?

— Neden İzmir’de trafik 5 dakika sürüp 45 dakika hissediliyor?

Hepsi aynı kategori.

Gündelik hayatla Hacıbektaş bağlantısı kurma çabası

Bir gün işten çıktım, Kordon’da yürürken düşündüm:

— “Ben neden Hacıbektaş’ın kaç köyü var sorusunu düşünüyorum?”

Deniz var, martı var, simit var… ama beynim köy sayısında takılı.

İç ses:

— “Belki de hayat çok şehirli geldi, biraz köy sayısı dengeledi.”

Kendi kendime güldüm.

Yanımdan geçen biri muhtemelen düşündü:

— “Bu çocuk niye tek başına gülüyor?”

Cevap basit:

Çünkü beynim internete bağlı ama duygularım offline.

Romantik düşünce: Köy sayısı aslında bir metafor olabilir mi?

Bunu fazla düşünüyorum biliyorum ama:

Hacıbektaş’ın kaç köyü var? sorusu bana şunu düşündürüyor:

Belki mesele sayı değil.

Belki mesele “bir yerin kaç parçası olduğu” hissi.

İzmir’de bile bazen mahalleler köy gibi hissediyor. Bostanlı’da yürürken bile insan “burada herkes birbirini tanıyor” diyebiliyor.

O zaman soru değişiyor:

— “Kaç köy var?” değil

— “Kaç farklı hayat var?”

Ama bunu arkadaşlara anlatınca:

— “Sen yine derinleşmişsin kanka.”

Kendi kendime yaptığım köy sayısı tartışmaları

Evde tek başıma otururken bazen diyalog yapıyorum:

Ben:

— “Hacıbektaş’ın kaç köyü var acaba?”

Benim daha mantıklı tarafım:

— “İnternetten bak.”

Ben:

— “Ama önce tahmin edelim.”

Mantıklı taraf:

— “Sen daha geçen çay demlemeyi unutmuşsun.”

Bu tartışmayı kaybediyorum ama yine de bakıyorum.

Bilgiye ulaşmanın en garip versiyonu

Eskiden biri sorardı, ansiklopedi açılırdı.

Şimdi biri soruyor:

— “Hacıbektaş’ın kaç köyü var?”

Ben:

— “Bekle ben 3 farklı siteden teyit edeyim, sonra unutayım.”

Bilgi var ama kalıcılık yok.

Sonuç gibi değil, devam eden düşünce

Şunu fark ettim:

“Hacıbektaş’ın kaç köyü var?” sorusu aslında bana köyleri öğretmedi.

Ama şunu öğretti:

Bazen insanlar bilgi aramaz, sadece bir şeye tutunmak ister.

Ben İzmir’de 25 yaşında biri olarak bunu çok yaşıyorum. İş, arkadaşlık, gelecek planları… hepsi bazen net değil. O yüzden insan küçük sorulara bile anlam yüklüyor.

Belki de mesele köy sayısı değil.

Belki mesele, bir soruyu düşünürken bile insanın kendi zihninde dolaştığı yollar.

Ve ben hâlâ bazen Kordon’da yürürken düşünüyorum:

— “Acaba Hacıbektaş’ın kaç köyü var?”

Sonra martılara bakıyorum ve içimden geçiyor:

— “Muhtemelen martılar da bilmiyordur ama çok da umursamıyordur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
https://grandoperabet.net/