El Atmanın Önlenmesi Davasında İstinaf Yoluna Başvurulabilir mi? Bir Mülkiyet Hikâyesinin Peşinde
El atmanın önlenmesi davasında istinaf yoluna başvurulabilir mi hakkında derli toplu bilgi arayanlar için Cesurmakine olarak bu yazıyı hazırladık.
Bir evin kapısı yalnızca ahşaptan, demirden ya da camdan yapılmaz. Bir bahçenin sınırını yalnızca duvarlar belirlemez. Bir tarla, bir apartman dairesi, bir arsa veya üzerinde yıllardır büyüyen bir ağacın gölgesi; insan zihninde hatıralarla, aidiyet duygusuyla ve “burası benim” cümlesiyle anlam kazanır. Hukuk ise bütün bu duygusal katmanların arasından geçerek daha kesin bir soru sorar: Kimin hakkı var ve bu hak ihlal ediliyor mu?
Edebiyatın en eski hikâyelerinden bugüne kadar mülkiyet, sınır, aidiyet ve işgal temaları anlatıların merkezinde yer almıştır. Bir karakterin evine izinsiz giren yabancı, başkasının toprağını sahiplenen hükümdar, ailesinden kalan araziyi korumaya çalışan kişi ya da geçmişte kendisine ait olduğunu düşündüğü yere geri dönen kahraman… Bütün bu karakterler, farklı biçimlerde aynı anlatısal gerilimi taşır: Bir başkasının alanına girmek nerede başlar?
Türk hukukunda bu sorunun önemli karşılıklarından biri el atmanın önlenmesi davasıdır. Bu dava, mülkiyet hakkı veya başka bir ayni hakka yönelik haksız müdahalenin sona erdirilmesini amaçlayan hukuki yollardan biridir. Fakat ilk derece mahkemesinde verilen karar, her zaman hikâyenin son cümlesi değildir. Şartları varsa kararın bir üst yargı merciinde incelenmesi, yani istinaf yoluna başvurulması mümkündür. Ancak bu imkânın kapsamı, dava türü, kararın niteliği ve özellikle kanunun öngördüğü parasal kesinlik sınırları dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Hukukun Cümlesi ile Edebiyatın Cümlesi Arasında
Hukuk metinleri çoğu zaman kesinlik ister. Edebiyat ise belirsizlikten beslenebilir. Bir romancı “ev” dediğinde okurun zihninde çocukluk, güvenlik, yalnızlık veya kayıp canlanabilir. Bir hukuk metninde ise “ev”, uyuşmazlığın konusunu belirleyen somut bir taşınmazdır.
Bu farklılık, aslında anlatı kavramının hukuk alanında ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Bir el atmanın önlenmesi davasında taraflar yalnızca belge sunmaz; aynı zamanda olayların nasıl geliştiğini anlatırlar. Kim taşınmaza ne zaman girmiştir? Müdahale nasıl gerçekleşmiştir? Kullanım hangi koşullarda başlamıştır? Davacının hakkı nedir? Davalının davranışı hangi gerekçeye dayanmaktadır?
Anlatı teknikleri açısından bakıldığında mahkeme dosyası da bir tür olay örgüsü oluşturur. Deliller bu örgünün parçaları, tarafların beyanları karakterlerin bakış açıları, bilirkişi raporları ise anlatının belirli noktalarını açıklamaya çalışan metinler hâline gelir. Elbette mahkemenin görevi edebi bir metni yorumlamak değildir; fakat hukuki uyuşmazlığın anlaşılması, olayların zaman ve neden-sonuç ilişkisi içinde kurulmasını gerektirir.
“Benim” Sözcüğünün Edebî Ağırlığı
Mülkiyet kavramı tek başına bile güçlü bir edebi sembol taşır. “Benim evim”, “benim toprağım”, “benim bahçem” ifadelerindeki iyelik eki, yalnızca gramer bilgisi değildir. İnsan ile mekân arasında kurulmuş ilişkinin dildeki küçük ama güçlü işaretlerinden biridir.
Romanlarda ev çoğu zaman kişinin kendisini tanımladığı bir mekândır. Bir evin terk edilmesi geçmişin geride bırakılması anlamına gelebilir. Eve geri dönmek, kimliğe geri dönmek gibi anlatılabilir. Bir başkasının eve girmesi ise yalnızca fiziksel bir eylem değil, karakterin güvenlik duygusuna yönelmiş bir tehdit olarak kurgulanabilir.
El atmanın önlenmesi davası da bu açıdan düşünüldüğünde “mekânın sınırları” üzerine kurulmuş bir hukuk anlatısıdır. Fakat hukuk, edebiyattan farklı olarak duygusal çağrışımlardan ziyade hakkın varlığını, müdahalenin niteliğini ve hukuki sonuçları değerlendirir.
El Atmanın Önlenmesi Davasında İstinaf Mümkün mü?
Sorunun doğrudan hukuki cevabı şudur: El atmanın önlenmesi davasında ilk derece mahkemesinin kararına karşı, kanuni şartlar mevcutsa istinaf yoluna başvurulabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesi, ilk derece mahkemelerinin nihai kararlarına karşı kural olarak istinaf yolunu öngörmektedir. Bununla birlikte malvarlığına ilişkin davalarda kanunun belirlediği parasal kesinlik sınırları önem taşır.
Burada anlatının ikinci perdesi başlar. İlk derece mahkemesi karar verir; taraflardan biri bu kararın hukuka veya somut olayın değerlendirilmesine ilişkin olarak hatalı olduğunu düşünür. İstinaf, işte bu noktada devreye giren kanun yoludur. Bölge adliye mahkemesi, kanunun çizdiği sınırlar içerisinde ilk derece kararını inceler.
Ancak “her el atmanın önlenmesi kararına otomatik olarak istinaf yapılabilir” şeklinde mutlak bir cümle kurmak doğru değildir. Özellikle kararın kesin olup olmadığı, dava tarihindeki uygulanacak parasal sınır, hüküm altına alınan miktar ve talebin niteliği ayrıca incelenmelidir.
Parasal Sınır: Hikâyenin Görünmeyen Eşiği
Hukukta bazı sınırlar, edebiyattaki görünmez kapılar gibidir. Karakter kapının önüne kadar gelir; fakat içeri girebilmesi için başka bir koşulun gerçekleşmesi gerekir. İstinaf bakımından parasal kesinlik sınırı da buna benzer bir eşik oluşturur.
2026 yılı bakımından HMK m. 341 kapsamında hukuk davalarında istinaf kesinlik sınırı 50.000 TL olarak belirtilmektedir. Bununla birlikte 4 Haziran 2025 tarihinde yapılan değişiklik sonrasında, HMK Ek Madde 1 kapsamında kanun yollarına ilişkin parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınması düzenlenmiştir. Bu nedenle yalnızca kararın verildiği yılın sınırına bakmak yeterli değildir.
El atmanın önlenmesi davalarında ayrıca uyuşmazlığın niteliği ve dava değeri önem kazanabilir. Özellikle el atmanın önlenmesi talebinin yanında ecrimisil gibi parasal taleplerin bulunması, birden fazla talebin aynı dosyada ileri sürülmesi veya uyuşmazlığın ayni hakka ilişkin farklı sonuçlar doğurması hâlinde kanun yolu değerlendirmesi somut dosya üzerinden yapılmalıdır.
Bu nedenle edebi bir benzetmeyle söylersek: Davanın adı kitabın kapağıdır; istinaf hakkının bulunup bulunmadığı ise kitabın bütün sayfaları okunmadan anlaşılmayabilir.
İstinaf, Hikâyeyi Baştan Yazmak mıdır?
Edebiyatta bir anlatının ikinci kez anlatılması bazen bütün anlamı değiştirir. Aynı olay başka bir karakterin gözünden anlatıldığında masum görünen kişi suçlu, zalim görünen kişi mağdur hâline gelebilir. Perspektif değişir ve okurun metne ilişkin algısı dönüşür.
İstinaf incelemesi de hukuki anlamda bir “ikinci bakış” imkânı yaratır. Fakat bu durum, davanın sınırsız biçimde yeniden yazılması anlamına gelmez. Bölge adliye mahkemesinin inceleme yetkisi usul ve kanun hükümleriyle belirlenmiştir. İstinaf dilekçesinin hazırlanması sırasında hangi hususların hukuka aykırı görüldüğünün, hangi delillerin neden yanlış değerlendirildiğinin ve ilk derece kararının hangi yönlerinin tartışmaya açık olduğunun somutlaştırılması önemlidir.
Bu noktada hukuk ile edebiyat arasında ilginç bir paralellik ortaya çıkar. İyi bir anlatıda ayrıntı, olayın anlamını değiştirir. İyi hazırlanmış bir hukuki başvuruda da olayın ayrıntılarının doğru kurulması, iddiaların delillerle ilişkilendirilmesi ve hukuki itirazların açık biçimde ortaya konulması önemlidir.
Karakterler: Davacı, Davalı ve Sessiz Tanıklar
Bir edebi eserde karakterler yalnızca konuşan kişiler değildir. Bazen eski bir mektup, duvardaki çatlak, kullanılmayan bir oda veya yıllardır duran bir ağaç bile hikâyenin karakterlerinden biri gibi davranır.
El atmanın önlenmesi davasında da dosyadaki belgeler ve maddi unsurlar benzer biçimde önem kazanabilir. Tapu kayıtları, kroki ve planlar, fotoğraflar, keşif, bilirkişi değerlendirmeleri ve diğer deliller, uyuşmazlığın maddi çerçevesini oluşturan unsurlardır.
Burada metinlerarasılık kavramı da düşündürücüdür. Bir hukuk dosyası tek bir metinden oluşmaz. Dava dilekçesi başka bir metindir, cevap dilekçesi başka bir metin, bilirkişi raporu başka bir metin, tapu kaydı başka bir metin ve mahkeme kararı bütün bu parçaları belirli bir hukuki çerçevede bir araya getiren başka bir metindir.
Her metin aynı olayı farklı bir açıdan temsil eder.
Sınır, İşgal ve Aidiyet Temalarının Edebiyattaki Yankısı
Dünya edebiyatında sınır ihlali son derece güçlü bir temadır. Bir karakterin başkasının dünyasına girmesi, çoğu zaman olay örgüsünü başlatan temel çatışmadır. Bu giriş fiziksel olabileceği gibi psikolojik, toplumsal veya ahlaki de olabilir.
Bir başkasının odasına izinsiz girmek, bir mektubu okumak, bir sırrı öğrenmek, bir aileye müdahale etmek veya bir ülkenin sınırını aşmak; farklı türlerde farklı sonuçlara yol açar. Sembolizm açısından düşünüldüğünde duvar, kapı, pencere, eşik ve sınır çizgisi, insanın kendisiyle başkası arasındaki mesafeyi temsil eder.
El atmanın önlenmesi davasında ise bu sembolik sınır, hukuk tarafından somutlaştırılır. Bir taşınmaz üzerindeki hukuki hâkimiyet ile başka bir kişinin müdahalesi arasındaki çatışma, soyut bir “sınır” meselesini somut bir uyuşmazlığa dönüştürür.
Eşik ve Kapı: Bir Hukuki Metafor
Edebiyatta eşik, dönüşümün en güçlü sembollerinden biridir. Karakter eşiği geçtiğinde artık eski dünyasında değildir. Kapının bir tarafı güvenliği, diğer tarafı bilinmeyeni temsil edebilir.
El atmanın önlenmesi bakımından “eşik” kavramı, hak ile müdahale arasındaki sınırı düşünmek için kullanılabilir. Hukukun amacı, kişilerin hak alanlarını belirlemek ve haksız müdahale gerçekleştiğinde bunun hukuki sonuçlarını ortaya koymaktır.
Fakat bu metaforun önemli bir sınırı vardır: Hukuki uyuşmazlık, yalnızca kişinin kendisini nasıl hissettiği üzerinden çözümlenmez. Edebiyat bir karakterin “burası benim” demesini güçlü ve etkileyici bulabilir. Hukuk ise bu iddianın hangi hakka dayandığını ve müdahalenin hukuken nasıl nitelendirileceğini araştırır.
İstinaf Süresi ve Hukuki Anlatının Zamanı
Her anlatının bir zamanı vardır. Romanlarda geçmiş ile bugün arasında gidip gelen geriye dönüşler, hikâyenin anlamını değiştirebilir. Hukukta ise zaman daha katıdır. Süreler kaçırıldığında sonradan yapılmak istenen başvurunun hukuki sonucu değişebilir.
El atmanın önlenmesi davasında ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilmesi hâlinde, kural olarak kararın usulüne uygun şekilde tebliğinden itibaren iki haftalık süre söz konusudur. Bununla birlikte somut dosyada kararın niteliği, tebliğ tarihi ve kanun yoluna ilişkin özel hükümler mutlaka kontrol edilmelidir.
Bu açıdan hukuki metin ile edebi metin arasında keskin bir fark vardır. Edebiyatta yazar zamanı geriye sarabilir. Hukukta ise kanuni sürenin geçmesi, anlatının geri dönüşünü çok daha zor hâle getirebilir.
İyi Bir İstinaf Dilekçesi ile İyi Bir Anlatı Arasındaki Benzerlik
İyi bir roman, okura yalnızca olayları sıralamaz. Olaylar arasındaki ilişkileri görünür kılar. İyi bir istinaf başvurusu da yalnızca “karar yanlıştır” demekle yetinmez; kararın neden yanlış olduğu konusunda açık ve hukuken anlamlı bir yapı kurar.
Bu bakımdan anlatı tekniği olarak “neden-sonuç örgüsü” önemlidir:
Olay → Delil → Hukuki değerlendirme → Hata iddiası → Talep
Bu zincirin her halkası bir sonrakiyle bağlantılı olduğunda metin daha anlaşılır hâle gelir. Hukuki metnin edebi olması gerekmez; ancak açık, tutarlı ve ikna edici olması gerekir.
Bir anlatıcının güvenilirliği edebiyatta nasıl önemliyse, hukuki iddianın delille desteklenmesi de hukukta o ölçüde önemlidir. Bir karakterin “bana inan” demesi, tek başına iyi bir romanı tamamlamaz. Aynı şekilde bir tarafın yalnızca kendi yorumunu aktarması da hukuki uyuşmazlığın çözümü bakımından yeterli olmayabilir.
El Atmanın Önlenmesi Davasında İstinaf: Sonuç Değil, Başka Bir Okuma
El atmanın önlenmesi davasında istinaf yoluna başvurulup başvurulamayacağı sorusu, ilk bakışta yalnızca teknik bir hukuk sorusu gibi görünür. Oysa kavramların derinine inildiğinde “mülkiyet”, “sınır”, “aidiyet”, “müdahale” ve “hak” gibi kelimelerin hem hukukta hem edebiyatta güçlü yankıları olduğu görülür.
Evet, el atmanın önlenmesi davasında istinaf yoluna başvurulması mümkündür; ancak bunun somut olayda mümkün olup olmadığı değerlendirilirken ilk derece kararının niteliği, dava konusu, parasal kesinlik sınırı ve özellikle davanın açıldığı tarihe göre uygulanacak kanuni düzenlemeler dikkate alınmalıdır. 2026 yılı bakımından HMK kapsamındaki istinaf kesinlik sınırı 50.000 TL olarak belirtilmekte; ayrıca 2025 yılında yapılan değişiklik nedeniyle kanun yolu parasal sınırlarında davanın açıldığı tarihin esas alınması önem taşımaktadır.
Bu nedenle hukukta tek bir cümle çoğu zaman yeterli değildir. Her dosyanın kendi olay örgüsü, kendi delilleri ve kendi hukuki bağlamı vardır. Bir davanın ilk derece mahkemesinde sonuçlanması, bazı durumlarda anlatının sonu değil; başka bir hukuki değerlendirme aşamasının başlangıcıdır.
Umarız El atmanın önlenmesi davasında istinaf yoluna başvurulabilir mi hakkında aradığınız yanıtları burada bulmuşsunuzdur.
Son Söz: Kimin Sınırı, Kimin Hikâyesi?
Belki de mülkiyet uyuşmazlıklarının en ilginç yanı, taşınmazların yalnızca taş, toprak ve duvarlardan ibaret olmamasıdır. İnsanlar mekânlara hikâyeler yükler. Bir ev, çocukluğun hatırası olabilir. Bir tarla, bir ailenin kuşaklar boyunca taşıdığı geçmiş olabilir. Bir bahçe, kaybedilmiş bir yakının anısını saklayabilir. Hukuk bütün bu duyguları doğrudan ölçmez; fakat insanların haklarını koruyabilmek için onların somut dünyadaki karşılıklarını belirler.
Edebiyat ise bize başka bir şey öğretir: Aynı yere bakan iki insan, aynı hikâyeyi görmeyebilir.
Peki sizin için “ev” kelimesi ne ifade ediyor? Bir yere ait olmak sizin zihninizde hangi sembol ile birleşiyor: kapı mı, duvar mı, pencere mi, toprak mı? Hiç size ait olduğunu düşündüğünüz bir alanın sınırının başka biri tarafından aşıldığını hissettiniz mi? Ya da tam tersine, bir zamanlar size ait olduğunu sandığınız bir yerin aslında başka birinin hikâyesini taşıdığını fark ettiğiniz oldu mu?
Belki de bir taşınmaz uyuşmazlığının en insani tarafı tam burada ortaya çıkar: Hukuk “hak kimin?” diye sorarken, edebiyat “bu yer senin için neden bu kadar önemli?” diye sorar.
Ve bazen tek bir kelime, bütün anlatının yönünü değiştirir: Benim.
Belki sizin hayatınızda da bu kelimenin karşılığı bir ev, bir oda, bir sokak, bir bahçe veya yalnızca artık var olmayan bir mekândır. Hangi edebi karakterin kendi sınırını koruma çabasını kendinize yakın buluyorsunuz? Bir romanın, şiirin ya da hikâyenin sizde “ait olmak” duygusunu değiştirdiği oldu mu? Kendi deneyimlerinizde sınır, aidiyet ve müdahale kavramları hangi çağrışımları uyandırıyor?
Hukuki açıklamayı somutlaştır
Edebi metinler ve türler ekle