İçeriğe geç

Ververeye vermek ne demek ?

Ververeye Vermek Ne Demek? – Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme

Giriş: Bir Kelimenin Ardındaki Derin Anlamlar

İstanbul’da, sabah saatlerinde metrobüste sırtına çanta yüklemiş yaşlı bir kadının, genç bir adama “ververeye vermek” diyerek bir şeyler söylemesi çok sıradan gibi görünebilir. Belki de çoğu kişi bu tür diyalogları gündelik hayatın bir parçası olarak geçip gider. Ama bir kelimenin ardındaki anlamlar, özellikle toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında incelendiğinde, çok daha derin bir hale bürünebilir. Peki, “ververeye vermek” ne demek, gerçekten?

Toplumsal anlamları, kelimenin tarihsel olarak nasıl şekillendiği ve farklı gruplar için taşıdığı anlamlar üzerine düşündüğümde, aslında hepimizin hayatını etkileyen bir mecra olduğunu fark ettim. Bu yazı, sokakta gözlemlediğim örneklerle “ververeye vermek” ifadesinin nasıl bir toplumsal güç dinamiği taşıdığını irdelemeyi amaçlıyor.

“Ververeye Vermek” Nedir?

Geleneksel olarak, “ververeye vermek” ifadesi, çoğu zaman başkalarına verilen emeği, karşılığında bir şekilde almak anlamında kullanılır. Ancak bu anlam, toplumsal cinsiyet ve güç ilişkileriyle bağdaştırıldığında, daha karmaşık ve hatta bazen olumsuz bir yere taşınabilir. Türkçe’de halk arasında sıkça kullanılan bu deyim, “kendi işini başkasına yaptırıp, karşılığını almak” gibi bir anlam ifade eder. Bu ifadenin alt metninde, kimilerinin emeğini sömürme ya da başkalarının çabalarını kendi çıkarları için kullanma anlamı da vardır.

Toplumsal cinsiyet bağlamında baktığımızda ise, özellikle kadınlar ve erkekler arasındaki güç dengesizliğini görünür kılar. Kadınların daha fazla “ververeye” çalışması, toplumun onları “fedakâr” ya da “özverili” rollerine hapsetmesiyle ilintili olabilir. Çeşitlilik ve sosyal adalet açılarından ise, bir grup insanın bu tür bir davranıştan daha fazla etkilenmesi, genellikle ekonomik ya da toplumsal eşitsizliklere dayanır.

Toplumsal Cinsiyet ve “Ververeye Vermek”

İstanbul sokaklarında, toplu taşımada ya da işyerlerinde sıkça gözlemlediğim bir şey var: Kadınların, hayatlarının her alanında hem fiziksel hem de duygusal anlamda sürekli olarak “ververeye” çalıştıkları bir kültürel yapıda yaşıyoruz. Kadınlar, genellikle toplumsal normlara göre kendilerini başkalarına adarlar. Ailede, işyerinde, hatta arkadaş ortamlarında da “başkaları için bir şeyler yapma” sorumluluğu, üzerlerinde fazlasıyla hissedilir. Bu, hem bireysel hem de toplumsal bir yük haline gelir.

Mesela, her sabah iş yerime giderken, metrobüste gördüğüm bir sahne sık sık karşıma çıkar: Bir kadın, çocuklarıyla birlikte gitmek zorunda kaldığı okul yolunda, yaşlı bir kadına kol kanat gererken, hep bir şeyleri feda eder. Çantasını uzatır, yerini verir, yardıma koşar… O an, “ververeye vermek” ifadesi, toplumda kadına biçilen o özverili rolü ve sürekli verme, fedakârlık yapma yükünü hissettirir. Kadınların bu toplumda sürekli “verme” beklentisiyle yaşamaları, aynı zamanda toplumsal adaletin de ne kadar geride kaldığını gösterir.

İçimdeki Düşünceler: Kadınların bu tür duygusal yüklerle yaşaması, toplumun onlara biçtiği “fedakâr” kimliği pekiştiriyor. Ama bu kimlik, yalnızca kadının yükünü artıran bir şey olmaktan öte, aynı zamanda ona hiçbir şey geri verilmeyen bir sorumluluk gibi de algılanıyor. Her gün, bir kadının “ververeye” verdiği şeylerin karşılığını alıp almadığı sorusu, içimde bazen derin bir sorgulama başlatıyor.

Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından “Ververeye Vermek”

Toplumsal cinsiyetin yanı sıra, “ververeye vermek” ifadesinin sosyal adaletle de doğrudan ilişkisi vardır. Çeşitli sosyal grupların, bu ifadenin içindeki “karşılık almak” olgusundan nasıl etkilendiğini görmek ilginçtir. Genellikle toplumun dışladığı ya da marjinalleştirdiği grupların, bu deyimi daha fazla hissettiğini söylemek mümkün. Mesela, düşük gelirli bireyler, engelliler, LGBT+ topluluğu gibi gruplar, toplumun onlardan sürekli olarak bir şey beklediğini ve verdiğini, ancak bunun karşılığında kendilerine pek bir şey verilmediğini hissedebilirler.

Bir gün işyerinde, ekonomik zorluklarla boğuşan bir arkadaşım bana “Ververeye vermek, bana hep çok haksız bir şey gibi gelmiştir” dediğinde, bu düşüncesinin altında yatanı tam olarak anlamıştım. Çünkü, çok farklı bir yaşam alanına ve ekonomik düzeye sahip olan biri için, bir şeyleri “vermeye” çalışmak, aslında hayatta kalma mücadelesinin bir parçası olabiliyor. Ama bunun karşılığında aldığı minik ödüller ya da teşekkürler, onlara gerçekten bir değişim getirmiyor.

Bir Gözlem: Toplumun marjinal gruplarına bakıldığında, bu ifadenin ne kadar da gerçek bir eşitsizlikle ilişkili olduğunu görmek zor değil. Çünkü bu gruplar, toplumda her zaman daha fazla “vermek” zorunda bırakılırken, “karşılık almak” ya da “görülmek” gibi temel haklardan genellikle mahrum bırakılıyor.

“Ververeye Vermek” ve Gençlerin Perspektifi

Gençlerin bu deyimi nasıl algıladığını düşündüğümde, özellikle 20’li yaşlardaki bireylerin, toplumun her kesiminden gelen beklentilere nasıl tepki verdiklerini gözlemledim. Genç kadınların ve erkeklerin, “ververeye vermek” fikrine nasıl yaklaştığı, çok farklı olabiliyor. Genç erkekler, genellikle bu deyimi, “sürekli hizmet etme” ya da “fedakârlık yapma” gibi algılamazken, genç kadınlar için bu yük hala oldukça fazla.

Sokakta karşılaştığım bir arkadaşım, “Bazen insan olmak istiyorum, bazen kadın olmak, bazen de sadece genç bir birey olabilmek,” dediğinde, içimdeki duygular karıştı. Gençlerin “ververeye vermek” fikrinden etkilenme biçimleri, toplumun onlara ne kadar “karşılık verme” anlayışı biçtiğiyle doğrudan ilişkilidir. Genç kadınların, belirli sosyal sorumlulukları yerine getirme zorunluluğu, bazen sadece bir toplumsal kimlik olmanın ötesinde, bir baskı unsuru oluşturabiliyor.

Sonuç: “Ververeye Vermek” ile Yüzleşmek

Sonuç olarak, “ververeye vermek” sadece bir deyim olmaktan çok daha fazlasıdır. Bu ifade, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sosyal adaletin eksiklikleri ve güç ilişkilerinin bir yansımasıdır. Sokakta, metrobüste, işyerinde ya da günlük hayatta bu söylemin ne kadar derin bir toplumsal yapı oluşturduğunu görmek, belki de hepimizin üzerine düşünmesi gereken bir sorudur. Özellikle kadınların, marjinal grupların ve gençlerin bu deyimle kurduğu ilişki, sosyal yapıyı anlamada bir anahtar olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!